WordPress Veritabanı Şeması ve Bilmeniz Gereken Tablolar

Nükleer bomba atılırsa çocuklar kanser ile doğacak

24 Şubat sabah saat 06.00’da Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması ile başlayan ve bir ayı geriden bırakan Rusya-Ukrayna Savaşı’nda şu sıralar en önemli gündem Rusya tarafından yapılabilecek bir nükleer saldırı.

Savaşta 30. günün sonunda Ukrayna ordusunun ve sivil halkın direnişi ile karşılaşıp istediği ilerlemeyi sağlayamayan ve büyük kayıplar veren Rus ordusu saldırılarını daha caydırıcı hale getirmek için savaş süresinde en etkili silahlarını kullanmaya başladı. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Vladimir Putin’in tehdit durumunda nükleer silahlar kullanabileceğini söyledi. Nükleer silahların kullanılması halinde insanların karşılaşabileceği sağlık sorunları ile ilgili İstanbul Arel Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Cem Uzal bilgilendirmelerde bulundu.

Nükleer bomba nedir? Japonya’da yaşama etkisi nasıl oldu?

Nükleer bombanın askeri amaçla ilk ve şimdilik son defa, 1945 yılında Japonya’da Hiroşima ve Nagazaki kentlerine ABD tarafından atıldığını söyleyen Prof. Dr. Mustafa Cem Uzal, “Saniyelerle ölçülebilecek bir zaman dilimi içerisinde Hiroşimayı yok eden tek bir bombanın bilançosu yaklaşık 80 bin ölü ve 100 bin yaralı olarak tespit edildi. Japon kayıtlarına göre iki kentteki patlamalar sırasında ve sonrasındaki ilk 5 ay içinde toplam 220 bin kişi hayatını kaybetti. Bu kentler ve yakın çevresinde yaşayan yaklaşık 280 bin kişi ise, patlamalardan sonra radyasyona maruz kalmakla birlikte yaşamaya devam etti. 35 yıl takip edilen bu nüfus içinde öncelikle çocuklarda erken olarak gelişen radyasyona bağlı lösemi/lenfoma ve tiroid bezi kanserleri, yetişkinlerde ise daha geç gelişen akciğer, mide, pankreas, kalın barsak, meme, kemik, beyin, ürolojik ve jinekolojik kanserler gibi organ kanserlerine bağlı ölümlerle birlikte, atom bombası ile ilişkilendirilen kayıp sayısı artmıştır” dedi.
“İlk patlama ile birlikte, bir anda açığa çıkan devasa enerjinin genleştirdiği yüksek ısıdaki havanın oluşturduğu basınç, önündeki havayı iterek merkezden çevreye doğru saatte 750 km hızla ilerleyen yakıcı bir hava akımına neden oldu. Bu hava basıncı bombanın düştüğü yerden 3 km kadar uzaklıkta olan bütün binaları ve köprüleri yerle bir etti ve bu alandaki bütün canlı varlıklar öldü, çevredeki her yükselti dümdüz oldu” diyen Mustafa Cem Uzal sözlerine şu şekilde devam etti, “Ani gelişen bu olaylar sonrasındaki kalıcı etki ise, patlamadan birkaç dakika sonra başlayan bir yağmurla gerçekleşti. Bu yağmurun nedeni, patlamanın merkezinde açığa çıkan basınç ve ısı ile yükselen havanın oluşturduğu vakum ve yerden kaldırdığı tozu da birlikte sürükleyerek 1000-1500 m yükseklikte oluşturduğu mantar bulutu. Bu bulutun içindeki su buharı, bulutun yükselmesi ile hızla azalan ısı ve daha yukarıda (2-3 km) karşılaşılan hava kütlelerinin sıfır derecenin altında olması nedeniyle, yoğunlaşıp su damlacıklarına dönüştü. Havadaki toz ve su buharı ile birlikte yükselen atom bombasından yayılan gaz ve toz halindeki radyoaktif partiküller de, oluşan yağmur damlacıkları içinde daha geniş bir çevrede tekrar yere indi”

Uzal, Çernobil nükleer santral kazasında yükselen benzer radyoaktif yağmur bulutlarının rüzgârlarla on, yüz hatta kimi yerde bin km öteye taşındığını ve Çenobilden önce kuzeye yönelen radyoaktif bulutların, 3 gün sonra İsveç’teki radyasyon dedektörleri tarafından fark edilmesi, gizlenmek istenen bu kazanın açığa çıkmasını sağladığını aktararak, “Takip eden günlerde tüm Avrupa ülkelerine yayılan bu bulutlar kazadan 1 hafta sonra Türkiye’ye de ulaşmış ve yağmurla birlikte düşük dozda da olsa Karadeniz kıyıları ve Trakya bölgesinde radyoaktif serpintiye neden olmuştu. Çernobil’de eriyen reaktördeki radyoaktif uranyum uzun yıllar radyasyon yaymaya devam edecektir. Halen 50 km çevresine giriş-çıkış kontrollüdür ve topraktaki radyasyon seviyesi hala yüksek. Radyoaktif maddelerin yeraltı sularına ve havaya karışmaması için eriyen uranyumun beton çadır içine alınması gibi önlemlere ihtiyaç duyulmuştur” diye konuştu.

Kuzeyimizde bulunan Ukrayna’da yaşanabilecek muhtemel patlama sonrası Türkiye’ye etkisi ne olur
Savaş nedeniyle Ukrayna’da yaşanabilecek nükleer reaktörlerdeki benzer kazalar veya atom bombası patlaması, rüzgarla Türkiye’ye taşınabilecek bir radyoaktif serpintiye tekrar neden olabileceğini belirten Uzal, “Bu gibi durumlarda etkilenecek bölgeler, detektörlerle (en iyisi yağmur yeryüzüne inmeden önce havada, yapılamıyorsa yağmur yağan yerlerde) ölçüm yapılarak tespit edilmelidir. Ölçümlerin seviyesi düşmeden halka sokağa çıkmamaları, hayvanlarını otlamaya, dolaşmaya çıkarmamaları ve yağmurla ıslanan cisim ve ürünlerden uzak durmaları, açıktaki suları içmemeleri tavsiye edilir. Eğer yağmurda kalınmışsa hemen duşa girilmeli ve ıslanan giysiler, ya gömülmeli ya da yıkanıp 2-3 ay kadar kimsenin kullanmadığı bir bölümde saklanmalıdır. Yağmurla ıslanan otlarla beslenen hayvanlar kısa süre içinde yenmemeli, sütleri içilmemeli, sütler peynir benzeri süt ürünlerine dönüştürülerek 3-4 ay sonra mümkünse detektörle radyasyon ölçümü yapıldıktan sonra tüketilmelidir. Topraktaki radyoaktif elementleri köklerinden yaprak ve meyvelerine taşıyan çay ve fındık gibi ürünler ya imha edilmeli ya da ölçülen aktivite kabul edilebilir seviyeye düşünceye kadar korunaklı depolarda bekletilmelidir. Özellikle hamileler, anne karnındaki bebekler ve küçük çocuklar radyasyona daha duyarlı olduklarından bu gibi durumlarda korunmalı, yiyecek ve içecekleri kontrol edilmelidir. Kaza veya patlamadan sonra açığa çıkan radyoaktif iyod solunum ve sindirim yoluyla vücuda girerek kana karışmakta ve tiroid bezinde toplanmaktadır. Tiroid bezinde maruz kalınan bu radyasyonun 5-20 yıl içinde tiroid bezi kanserine yol açabilmesinden dolayı bir önlem olarak 18 yaşına kadar olan kişilerde, maruziyetten hemen önce, eğer bu mümkün olmamışsa maruziyetten hemen sonra potasyum iyodür tabletleri kullanılır. Bunun dışında ağızdan radyasyondan korunmak için alınacak bir ilaç, besin desteği veya herhangi bir besin yoktur” şeklinde konuştu.

Nükleer bombaların sağlığa etkisinin boyutları nelerdir? Genetik bozukluğa sebep olur mu?
“Atom bombasından, nükleer santral/reaktör kazalarından ve fakirleştirilmiş uranyum-238’in betonu delebilmesi için mermi çekirdeğine konulduğu “kirli” bombalardan çevreye yayılan radyasyona maruz kalanlarda; ayrıca tıpta tanı ve tedavi amacıyla “iyonizan radyasyon” uygulanan hastaların takiplerinde görülen erken ve geç etkiler yanında, uzun vadede farkedilen “genetik etkiler” de söz konusudur” diyen Uzal, bu gibi geç etkilerin hücrelerin ölmesine yol açmayan, ancak hücrenin ve bu hücrelerin oluşturduğu organın zamanla fonksiyonlarını yitirmesi ile sonuçlanan etkiler olduğunu belirterek, “Yüksek doza maruz kalmadıkları için yaşamaya devam eden bu gibi hücrelerde görülen ilk etki, bölünerek çoğalmanın durmasıdır. Bunun sonucu olarak belli bir süre sonunda kendi normal yaşam sürelerini tamamlayan olgun hücrelerin yerine yenileri yapılamaz ve dokudaki fonksiyonlar giderek geriler. Bu etkiye yol açmayacak düzeyde düşük dozlara maruz kalımlarda herhangi bir semptom oluşmayacağı için genetik hasar gizli kalabilir, ancak yine de mevcuttur. “İyonizan radyasyonun” hücre çekirdeğinde çok düşük dozlarda dahi oluşturduğu “DNA” zincir kırıkları (kromozomlardaki hasarlar/mütasyonlar) genetik bozukluk olarak adlandırılır ve bölünerek çoğalmaya devam eden hücrelerde gelişebilecek kanserlerden sorumludur” diyerek devam etti.

Anne karnındaki bebeklere etkisi ne kadar olur?

Kadın ve erkek yumurtalıklarının radyasyona karşı duyarlı olduğunu aktaran Uzal, “Over ve testis germ hücreleri/yumurta ve spermleri oluşturan kök hücreler, düşük dozlarda bölünerek çoğalmayı durdurduklarından ve kadında taslak hücrenin yumurtaya dönüşmesi için gereken cinsiyet hormon yapımının durması nedeniyle, kısırlık meydana gelir. Radyasyona maruz kaldıktan sonra olgunlaşabilecek yumurtalar ise, sperm tarafından döllendikten sonra çok az bir ihtimalle de olsa anne karnında emriyo ve fetüs oluşturabilir. Ancak döllenmeden önce aldığı radyasyon nedeniyle DNA’sında taşıdığı ve bölünerek oluşturduğu her hücresine aktardığı mutasyonlar nedeniyle, düşüklere ve ölü doğumlara yol açar. Canlı doğum gerçekleşirse bebeğin tüm hücrelerindeki DNA’larda bu mutasyonları tespit etmek mümkündür. Hiroşima ve Nagazaki’de atılan atom bombalarından sonra sağ kalan insanların çocuklarında 17 yıl takip sonrasında yapılan istatistiklerde ebeveynlerin yumurtalıklarının maruz kaldıkları radyasyon dozlarının seviyesine göre normal popülasyonda görülenden çok daha yüksek oranda “genç yaşta ölüm” tespit edilmiştir” dedi.

Laboratuvarda hücre kültürlerinde ışınlanan hücrelerde, ışınlanan deney hayvanlarından alınan organlardaki hücrelerde ve kaza ile radyasyona maruz kalan kişilerden alınan kan hücrelerinde yapılan mikroskobik tetkikler sonucunda, DNA’da oluşan bu gibi kromozom anomalilerinin görüldüğünü söyleyen Uzal, “Anne karnında radyasyona maruz kalan bebeklerde organ anomalisi (el-kol kısalığı, küçük kafatası vb) ile doğan bebekler bilinmektedir. Ayrıca bebeklerdeki doğumsal bu gibi gen mutasyonlarının, DNA’da bulundukları yere bağlı olarak retinoblastoma, polidaktili, Huntington koresi, kistik fibrozis, hemofili, Down sendromu, zeka geriliği gibi hastalıkların sıklığında artışa yol açtıkları da tespit edilmiştir. Hiroşima’daki patlama sonrası sağ kalan kişilerin ilerleyen zamanda sahip oldukları birçok bebek, organ anomalileri ve genetik bozukluklar taşıyarak doğmuştur. Ayrıca patlama sonrası sağ kalanlar üzerinde yapılan uzun süreli takiplerde kanser sıklığı, normal popülasyona göre daha yüksek bulunmuştur” diye konuştu.

Ukrayna’da nükleer patlama yaşanırsa salgın hastalıkların yayılma riski artar mı?

Covid-19 pandemisi sürerken atılacak bir atom bombası veya meydana gelen nükleer bir kazada, radyasyonun kemik iliğini baskılaması neticesinde bağışıklığı azalacak kazazedeler arasında ilk 3 ay içinde, covid-19 enfeksiyonuna bağlı ölümlerin artacağını aktaran Uzal “Patlama anındaki ölümlerin sayısı ve radyasyona bağlı gelişecek enfeksiyon dışındaki diğer sendromlar ve covid-19 dışında gelişen diğer enfeksiyonlara bağlı ölümler göz önüne alındığında, covid-19 kaynaklı bağlı ölümlerde görülecek artış önemsiz kalacaktır. Bu nedenle “daha önce görülmeyen” salgın hastalıklar ortaya çıkacak, sonu gelmeyen salgınlar olacak veya mevcut bir salgın varsa “bombadan/kazadan daha fazla salgın hastalıklardan ölünecek” gibi ifadeler yanıltıcıdır ve “enfeksiyon hastalıklarından ölümler artacaktır” ifadesi daha doğru olacaktır. Bilinmektedir ki “iyonizan radyasyona” maruz kalıp yaşamaya devam edenlerde, kemik iliği baskılanması 3. ayın sonunda ortadan kalkmakta (dolayısı ile bağışıklık normale dönmekte) ve kaza/patlama sonrasındaki ilk 3 ayda görülen “radyasyon sendromlarından” ölümler hızla azalmaktadır” diyerek sözlerine şu şekilde devam etti, “Ancak bunun sonrasında sosyal ve ekonomik yıkımın getirdiği açlık, enfeksiyon hastalıklarındaki artış ve hastane/sağlık/elektrik/sağlıklı su/yiyecek tedariki gibi hizmetlerin verilememesi gibi nedenlerle, dolaylı kayıpların artması söz konusudur. Tabii ki salgın hastalıkların gelişme ihtimali de, alt yapının ortadan kalkması ile artmaktadır. Ancak bugüne kadar meydana gelen atom bombası veya nükleer reaktör kazaları sonrasında radyasyona maruz kaldıkları halde hayatta kalan popülasyonda yeni gelişen bir salgın hastalık rapor edilmemiştir. Ancak ilk 3 ayda bağışıklığın baskılanmasının yanında sağlık hizmetlerinin aksaması, enfeksiyon hastalıklarından ölümleri önemli ölçüde arttıracaktır. Bu gibi durumlarda çocuklardaki aşı programına devam edilmesi, ileride görülebilecek salgın çocuk hastalıklarından korunma açısından çok önemlidir”

35 yıldır hem çocuklarda hem de yetişkinlerde kanser tedavisinde radyoterapi (radyasyon tedavisi) uyguladığını söyleyen Uzal, “Kanserlerin yüzde 5’inden azı radyasyona bağlı olarak oluşmaktadır en önemli etkenler sigara, yeme alışkanlığı, fazla kilo ve hareketsiz yaşam. “İyonizan radyasyon” yüzyılı aşkın bir süredir kanser hücrelerinin yok edilmesi amacıyla tedavide kullanılmaktadır. Günümüzde cerrahi, medikal onkoloji ve radyasyon onkolojisi yöntemleri birçok kanserde birlikte uygulanmaktadır. Tanı amacı ile uygulanan düşük dozlardaki radyasyon ise (ör: BT, mamografi, anjiografi) hastalıkların erken teşhisinde önemli rol oynamakta ve hayat kurtarmaktadır. Tanı ve tedavide kazanılan fayda, göze alınan risklerden misliyle fazladır” diyerek sözlerini sonlandırdı.
 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.